Müslüm Abacıoğlu
Köşe Yazarı
Müslüm Abacıoğlu
 

Ulema Ve Evliya

Muhterem Kardeşlerim… Âlimler mi daha üstündür, yoksa tasavvuf yolunda ilerleyen Evliya mı? Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İlim öğrenen kimse, nefsine uyarak günah işlerse, kendine zarar yaparsa da, onun ilminden faydalananlar olur. Kendini yakarsa da, başkalarının kurtulmasına sebep olur. Tasavvuf yolunda ilerlemeye çalışan kimse, kendini kurtarmakla uğraşır. Başkalarına faydası olmaz. Dinimiz, insanların saadetine çalışanları, kendini kurtarmaya çalışanlardan, daha üstün tutar. Tasavvuf yolunda ilerleyen bir kimse, tasavvufta bildirilen makamlara erer ve sonra insanları davet etmek vazifesiyle şereflendirilirse, İslamiyet'i bildirenlerden, herkesi saadete erdirenlerden olur. İslam Âlimleri gibi üstün ve kıymetli olur. Bu, Allahü Teâlâ’nın öyle bir nimetidir ki, dilediği seçilmişlere ihsan eder. Onun ihsanı pek büyüktür. (1/48 Allah’ı hatırlatan zat Bir kimse, görülünce veya sohbetine gidilince, eğer dünya sevgisi unutuluyor, âhirete rağbet artıyorsa, o kimse Allah adamıdır. Birkaç Hadis-i Şerif meali şöyledir: “Evliya görülünce, Allah hatırlanır.” [İbni Mace] “Evliya o kimselerdir ki, onlar görülünce, Allah hatırlanır.” [İbni Ebi Şeybe, Ebu Nuaym] “Hak Teâlâ, “Ben anılınca evliyam hatırlanır, onlar anılınca, ben hatırlanırım” buyurdu.” [İ. Begavi - Mesabih] “Öyle zatlar var ki, Allah’ı hatırlamanın anahtarıdır. Onlar görülünce Allah hatırlanır.” [Taberanî] “Her Âlimin sohbetine gitmeyin! Ancak şu beş şeyden sakındırıp, diğer beş şeye davet eden Âlimin sohbetine gidin! 1- Şekten, yakîne sevk eden, [Şüpheli inanıştan sakındırıp kesin imana yönlendiren] 2- Kibirden uzaklaştırıp, tevazua yönelten, 3- Nefreti, düşmanlığı bıraktırıp, hayra sevk eden, 4- Riyadan uzaklaştırıp, ihlâsa çeviren, 5- Dünyadan, zühde [tamahtan, tok gözlü olmaya] çağıran.” [Asakir] Görülünce Allah’ı hatırlatan zatların sohbetine gitmeli, böyle zatları sevenlerle beraber olmaya çalışmalı. Böyle büyük zatlar bulunmazsa, onların kitaplarını okumalı, çünkü “Kitap okumak, sohbetin yarısıdır” buyurulmuştur. Evliyayı hatırlamak Hadis düşmanı biri, “Allahü Teâlâ buyurdu ki: Ben zikrolununca Evliyam hatırlanır. Onlar zikrolununca da ben hatırlanırım” mealindeki Hadis için, “Bu Hadis, Kur'anın Tevhid inancına aykırıdır” diyor. Sanki Hadis-i Şerifin Tevhid inancı ile Kur'an-ı Kerimin Tevhid inancı farklı gibi ayrım yapılıyor. Kimi mezhepsizler de, “Bu Hadis, Kur'an-ı Kerimin ruhuna aykırıdır” diyorlar. Kur'anın ruhu, hadisin ruhundan farklı gibi, ayrı bir yol çıkarıyorlar. Kur'an-ı Kerimde, Peygamberlerin yoluyla Allahü Teâlâ’nın yolunu ayıranların kötü hâli bildiriliyor: “Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp, ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, kâfirdir.” [Nisa 150,151] Hiçbir Hadis-i Şerif, elbette Tevhid inancına aykırı olamaz. Bu Hadis-i Şerifi, Ebu Nuaym ve İmam-ı Begavi gibi büyük Hadis Âlimleri bildiriyor. Yine, bu konudaki iki Hadis-i Şerif meali de şöyledir: “Evliya görülünce, Allahü Teâlâ hatırlanır.” [İbni Mace, Hakim-i Tirmizi] “Gördüğünüzde sizlere Allah'ı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ilmi ahireti düşünmenize yarayanla beraber olun.” [Ebu Ya'la] “Dünyada böyle insan yok” demek ilmî değil, indîdir. Nefis, kimseye tâbi olmak, itaat etmek istemez. Emîrsiz yaşamak ister. “Ben kitaplara uyarak dinimi yaşarım” der. Hâlbuki dinimizde Emîrlik çok önemlidir. 2-3 kişi bile bir araya gelse, biri Emîr tayin edilir ve o Emîre uyulur. Emîrsiz, başıboş dine hizmet olmaz. Bunun için Hazreti Ali de, “Mutlaka bir Emîr tayin edin! Emîrsiz olmak şeytanla beraber olmaktır” buyuruyor. Evliya, işlerinde hiç hata yapmaz İnsanları, Peygamber Efendimizin bildirdiği yola davet eden ve kendilerine "Mürşid-i Kâmil" denilen zatlar, yaptıkları işlerde hata yapmaz mı? Bu konuda, İmâm-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât kitabında buyuruyor ki: “Müslüman olmak için, dünyaya yani haramlara kıymet vermemek lazımdır. Dünyayı hatırlamayı da kalbinden çıkarana salih Müslüman denir. Helal olsun, mubah olsun, mâ-sivâyı, yani Allahü Teâlâ’dan başka her şeyi hatırlamayı kalbinden çıkarmaya fenâ-fillah denir. Buna kavuşan Müslümana Velî, Evliyâ denir. İnsanları Müslüman ve salih yapmak için uğraşan veliye mürşid denir. Evliya, her şeyi öğrenir, bilir. Ahkâm-ı İslâmiyyeye, dinin hükümlerine uymakta, dünya işlerinde aklını kullanır. Hesabını yapmakta, sanatında, ticaretinde hiç hata yapmaz. Fakat, aklındaki düşünceler, kalbine sirayet etmez, bulaşmaz. Dünyayı seven, hatırlayan kalp, hastadır. Kalbin temiz olması, dünya dediğimiz şeyleri sevmekten, hatırlamaktan kurtulması demektir.” Himmet etmek ne demektir? Bazı kitaplarda din büyükleri için himmet etti tabiri geçiyor. Bu konuda Reşehât kitabında, Ubeydullah-i Ahrâr hazretlerinin şöyle buyurduğu nakledilmektedir: “Himmet etmek, Allahü Teâlâ’nın isimleri ile münasebeti olan bir zatın, kalbinde yalnız bir işin yapılmasını bulundurması demektir. Bu şeye teveccüh eder, kalbine bundan başka hiçbir şey getirmez, yalnız, o işin yapılmasını ister. Allahü Teâlâ da o işi yaratır. Allahü Teâlâ’nın âdeti böyledir. Kâfirlerin himmet ettikleri şeylerin de hasıl oldukları görülmüştür. Allahü Teâlâ, bana da bu kuvveti ihsan etmiştir. Fakat, bu makamda edeb lazımdır. Edeb de, kulun kendisini Hak teâlânın iradesine tabi etmesidir. Hakkı kendi iradesine tabi etmemektir. Hak Teâlâ’nın fermanına muntazır, hazır olmaktır.” Hâce Muhammed Yahyâ hazretleri de buyurdu ki: “Tasarruf sahipleri üç nevdir: Bir kısmı, Allahü Teâlâ’nın izni ile, her istedikleri zamanda, diledikleri kimselerin kalbinde tasarruf ederek, onu yüksek makamlara eriştirirler. Bazısı, Allahü Teâlâ’nın emri olmadan tasarruf etmez. Emir olunan kimseye teveccüh ederler. Bir kısmı ise, kendilerine bir sıfat, bir hâl geldiği zaman kalplere tasarruf ederler.” İslâm Alimlerinin yazdıkları nasihattir İslâm Alimleri, din büyükleri, dinin emir ve yasaklarını, sözle ve yazı ile bildirerek, talebelerine ve sevenlerine hep nasihat etmişlerdir. Mesela Muhammed Ma’sûm hazretleri Mektûbât kitabında, sevenlerine hitaben, nasihat olarak buyuruyor ki: Yazıklar olsun, ömür geçti, gitti. Bir hayırlı iş yapmadım. Dünyanın vefasız, yalancı olduğu, şimdi daha iyi anlaşıldı. Hayatı, hayal oldu. Fitneleri, dertleri bitmedi. Ahbap, arkadaşlar, öldüler, gittiler. Bu halleri görüp de, gafletten uyanmıyor, ibret almıyoruz. Pişman olmuyoruz. Tevbe etmiyoruz. Gaflet devam ediyor, günahlarımız artıyor. Allahü Teâlâ, Tevbe Sûresinin 127. Âyetinde meâlen; “Görmüyorlar mı ki, her sene, bir iki kere, dertlere, belalara yakalanıyorlar. Yine tevbe etmiyor, pişman olmuyorlar” buyurdu. Bu nasıl imandır? Nasıl Müslümanlıktır? Ne kitaptan, ne sünnetten nasihat alınıyor. Ne de, başa gelen dertlerden, hadiselerden ibret alınıyor. Uzun seneler, beraber yaşadıkları, birlikte gezip dolaştıkları, yiyip içtikleri, yatıp kalktıkları ahbaplarını, arkadaşlarını düşünsünler. Sevdiklerinin, birlikte eğlendiklerinin, yardımcılarının ne olduklarını görmüyorlar mı? Hiçbirinden bir şey kaldı mı? Onlardan haber verenler var mı? Ömürlerinin harmanını rüzgar götürdü. Ya Rabbi! Onların ecrinden, feyzinden bizi mahrum eyleme! Onlardan sonra, bizi fitnelere düşürme! Biz garipler, birkaç günlük ömrümüzü gaflet ile geçirmemeye gayret edelim. Tavşan uykusu ile yaşamayalım! Kalplerimizi geçici, yaldızlı, sahte lezzetlere kaptırmayalım! Bu zehirli tatlılıklara aldanmayalım! Allahü Teâlâ’nın emir ettiği ibadetleri, razı olduğu iyi işleri yapalım! Nefis ve şeytanın ve kötü kimselerin yalanlarına, fitnelerine inanmayalım. Kabir ve kıyamet azaplarını düşünerek, kendimizi şimdiden koruyalım! Bu kısa hayat ve aslı olmayan görünüşü bırakıp, ölmeden ölmekle şereflenelim. Aslımızın hiç olduğunu düşünelim! Emanet edilen ziynetleri takarak övünen ahmak kimse ile herkes alay eder. Bozuk, hileli mal satanı kimse sevmez. Varlık ve var olana yakışan her şey, hakiki var olanındır. Önü ve sonu yokluk olanın, kemali, kendi yokluğunu anlamasıdır. Kişi noksanını bilmek gibi, irfan olmaz.” Allahü Teâlâ cümlemizi kendisine layık KUL, Habibine layık ÜMMET eylesin. (Amin)
Ekleme Tarihi: 22 Kasım 2021 - Pazartesi

Ulema Ve Evliya

Muhterem Kardeşlerim…

Âlimler mi daha üstündür, yoksa tasavvuf yolunda ilerleyen Evliya mı?

Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

İlim öğrenen kimse, nefsine uyarak günah işlerse, kendine zarar yaparsa da, onun ilminden faydalananlar olur. Kendini yakarsa da, başkalarının kurtulmasına sebep olur. Tasavvuf yolunda ilerlemeye çalışan kimse, kendini kurtarmakla uğraşır. Başkalarına faydası olmaz. Dinimiz, insanların saadetine çalışanları, kendini kurtarmaya çalışanlardan, daha üstün tutar. Tasavvuf yolunda ilerleyen bir kimse, tasavvufta bildirilen makamlara erer ve sonra insanları davet etmek vazifesiyle şereflendirilirse, İslamiyet'i bildirenlerden, herkesi saadete erdirenlerden olur. İslam Âlimleri gibi üstün ve kıymetli olur. Bu, Allahü Teâlâ’nın öyle bir nimetidir ki, dilediği seçilmişlere ihsan eder. Onun ihsanı pek büyüktür. (1/48

Allah’ı hatırlatan zat

Bir kimse, görülünce veya sohbetine gidilince, eğer dünya sevgisi unutuluyor, âhirete rağbet artıyorsa, o kimse Allah adamıdır.

Birkaç Hadis-i Şerif meali şöyledir:

“Evliya görülünce, Allah hatırlanır.” [İbni Mace]

“Evliya o kimselerdir ki, onlar görülünce, Allah hatırlanır.” [İbni Ebi Şeybe, Ebu Nuaym]

“Hak Teâlâ, “Ben anılınca evliyam hatırlanır, onlar anılınca, ben hatırlanırım” buyurdu.” [İ. Begavi - Mesabih]

“Öyle zatlar var ki, Allah’ı hatırlamanın anahtarıdır. Onlar görülünce Allah hatırlanır.” [Taberanî]

“Her Âlimin sohbetine gitmeyin! Ancak şu beş şeyden sakındırıp, diğer beş şeye davet eden Âlimin sohbetine gidin!

1- Şekten, yakîne sevk eden, [Şüpheli inanıştan sakındırıp kesin imana yönlendiren]

2- Kibirden uzaklaştırıp, tevazua yönelten,

3- Nefreti, düşmanlığı bıraktırıp, hayra sevk eden,

4- Riyadan uzaklaştırıp, ihlâsa çeviren,

5- Dünyadan, zühde [tamahtan, tok gözlü olmaya] çağıran.” [Asakir]

Görülünce Allah’ı hatırlatan zatların sohbetine gitmeli, böyle zatları sevenlerle beraber olmaya çalışmalı. Böyle büyük zatlar bulunmazsa, onların kitaplarını okumalı, çünkü “Kitap okumak, sohbetin yarısıdır” buyurulmuştur.

Evliyayı hatırlamak

Hadis düşmanı biri, “Allahü Teâlâ buyurdu ki: Ben zikrolununca Evliyam hatırlanır. Onlar zikrolununca da ben hatırlanırım” mealindeki Hadis için, “Bu Hadis, Kur'anın Tevhid inancına aykırıdır” diyor.

Sanki Hadis-i Şerifin Tevhid inancı ile Kur'an-ı Kerimin Tevhid inancı farklı gibi ayrım yapılıyor. Kimi mezhepsizler de, “Bu Hadis, Kur'an-ı Kerimin ruhuna aykırıdır” diyorlar. Kur'anın ruhu, hadisin ruhundan farklı gibi, ayrı bir yol çıkarıyorlar.

Kur'an-ı Kerimde, Peygamberlerin yoluyla Allahü Teâlâ’nın yolunu ayıranların kötü hâli bildiriliyor:

“Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp, ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, kâfirdir.” [Nisa 150,151]

Hiçbir Hadis-i Şerif, elbette Tevhid inancına aykırı olamaz. Bu Hadis-i Şerifi, Ebu Nuaym ve İmam-ı Begavi gibi büyük Hadis Âlimleri bildiriyor.

Yine, bu konudaki iki Hadis-i Şerif meali de şöyledir:

“Evliya görülünce, Allahü Teâlâ hatırlanır.” [İbni Mace, Hakim-i Tirmizi]

“Gördüğünüzde sizlere Allah'ı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ilmi ahireti düşünmenize yarayanla beraber olun.” [Ebu Ya'la]

“Dünyada böyle insan yok” demek ilmî değil, indîdir. Nefis, kimseye tâbi olmak, itaat etmek istemez. Emîrsiz yaşamak ister. “Ben kitaplara uyarak dinimi yaşarım” der. Hâlbuki dinimizde Emîrlik çok önemlidir. 2-3 kişi bile bir araya gelse, biri Emîr tayin edilir ve o Emîre uyulur. Emîrsiz, başıboş dine hizmet olmaz. Bunun için Hazreti Ali de, “Mutlaka bir Emîr tayin edin! Emîrsiz olmak şeytanla beraber olmaktır” buyuruyor.

Evliya, işlerinde hiç hata yapmaz

İnsanları, Peygamber Efendimizin bildirdiği yola davet eden ve kendilerine "Mürşid-i Kâmil" denilen zatlar, yaptıkları işlerde hata yapmaz mı?

Bu konuda, İmâm-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât kitabında buyuruyor ki:

“Müslüman olmak için, dünyaya yani haramlara kıymet vermemek lazımdır. Dünyayı hatırlamayı da kalbinden çıkarana salih Müslüman denir. Helal olsun, mubah olsun, mâ-sivâyı, yani Allahü Teâlâ’dan başka her şeyi hatırlamayı kalbinden çıkarmaya fenâ-fillah denir. Buna kavuşan Müslümana Velî, Evliyâ denir. İnsanları Müslüman ve salih yapmak için uğraşan veliye mürşid denir. Evliya, her şeyi öğrenir, bilir. Ahkâm-ı İslâmiyyeye, dinin hükümlerine uymakta, dünya işlerinde aklını kullanır. Hesabını yapmakta, sanatında, ticaretinde hiç hata yapmaz. Fakat, aklındaki düşünceler, kalbine sirayet etmez, bulaşmaz. Dünyayı seven, hatırlayan kalp, hastadır. Kalbin temiz olması, dünya dediğimiz şeyleri sevmekten, hatırlamaktan kurtulması demektir.”

Himmet etmek ne demektir?

Bazı kitaplarda din büyükleri için himmet etti tabiri geçiyor. Bu konuda Reşehât kitabında, Ubeydullah-i Ahrâr hazretlerinin şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

“Himmet etmek, Allahü Teâlâ’nın isimleri ile münasebeti olan bir zatın, kalbinde yalnız bir işin yapılmasını bulundurması demektir. Bu şeye teveccüh eder, kalbine bundan başka hiçbir şey getirmez, yalnız, o işin yapılmasını ister. Allahü Teâlâ da o işi yaratır. Allahü Teâlâ’nın âdeti böyledir. Kâfirlerin himmet ettikleri şeylerin de hasıl oldukları görülmüştür. Allahü Teâlâ, bana da bu kuvveti ihsan etmiştir. Fakat, bu makamda edeb lazımdır. Edeb de, kulun kendisini Hak teâlânın iradesine tabi etmesidir. Hakkı kendi iradesine tabi etmemektir. Hak Teâlâ’nın fermanına muntazır, hazır olmaktır.”

Hâce Muhammed Yahyâ hazretleri de buyurdu ki:

“Tasarruf sahipleri üç nevdir: Bir kısmı, Allahü Teâlâ’nın izni ile, her istedikleri zamanda, diledikleri kimselerin kalbinde tasarruf ederek, onu yüksek makamlara eriştirirler. Bazısı, Allahü Teâlâ’nın emri olmadan tasarruf etmez. Emir olunan kimseye teveccüh ederler. Bir kısmı ise, kendilerine bir sıfat, bir hâl geldiği zaman kalplere tasarruf ederler.”

İslâm Alimlerinin yazdıkları nasihattir

İslâm Alimleri, din büyükleri, dinin emir ve yasaklarını, sözle ve yazı ile bildirerek, talebelerine ve sevenlerine hep nasihat etmişlerdir.

Mesela Muhammed Ma’sûm hazretleri Mektûbât kitabında, sevenlerine hitaben, nasihat olarak buyuruyor ki:

Yazıklar olsun, ömür geçti, gitti. Bir hayırlı iş yapmadım. Dünyanın vefasız, yalancı olduğu, şimdi daha iyi anlaşıldı. Hayatı, hayal oldu. Fitneleri, dertleri bitmedi. Ahbap, arkadaşlar, öldüler, gittiler. Bu halleri görüp de, gafletten uyanmıyor, ibret almıyoruz. Pişman olmuyoruz. Tevbe etmiyoruz. Gaflet devam ediyor, günahlarımız artıyor. Allahü Teâlâ, Tevbe Sûresinin 127. Âyetinde meâlen; “Görmüyorlar mı ki, her sene, bir iki kere, dertlere, belalara yakalanıyorlar. Yine tevbe etmiyor, pişman olmuyorlar” buyurdu. Bu nasıl imandır? Nasıl Müslümanlıktır? Ne kitaptan, ne sünnetten nasihat alınıyor. Ne de, başa gelen dertlerden, hadiselerden ibret alınıyor. Uzun seneler, beraber yaşadıkları, birlikte gezip dolaştıkları, yiyip içtikleri, yatıp kalktıkları ahbaplarını, arkadaşlarını düşünsünler. Sevdiklerinin, birlikte eğlendiklerinin, yardımcılarının ne olduklarını görmüyorlar mı? Hiçbirinden bir şey kaldı mı? Onlardan haber verenler var mı? Ömürlerinin harmanını rüzgar götürdü.

Ya Rabbi! Onların ecrinden, feyzinden bizi mahrum eyleme! Onlardan sonra, bizi fitnelere düşürme! Biz garipler, birkaç günlük ömrümüzü gaflet ile geçirmemeye gayret edelim. Tavşan uykusu ile yaşamayalım! Kalplerimizi geçici, yaldızlı, sahte lezzetlere kaptırmayalım! Bu zehirli tatlılıklara aldanmayalım! Allahü Teâlâ’nın emir ettiği ibadetleri, razı olduğu iyi işleri yapalım! Nefis ve şeytanın ve kötü kimselerin yalanlarına, fitnelerine inanmayalım. Kabir ve kıyamet azaplarını düşünerek, kendimizi şimdiden koruyalım! Bu kısa hayat ve aslı olmayan görünüşü bırakıp, ölmeden ölmekle şereflenelim. Aslımızın hiç olduğunu düşünelim! Emanet edilen ziynetleri takarak övünen ahmak kimse ile herkes alay eder. Bozuk, hileli mal satanı kimse sevmez. Varlık ve var olana yakışan her şey, hakiki var olanındır. Önü ve sonu yokluk olanın, kemali, kendi yokluğunu anlamasıdır. Kişi noksanını bilmek gibi, irfan olmaz.”

Allahü Teâlâ cümlemizi kendisine layık KUL, Habibine layık ÜMMET eylesin. (Amin)

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.